SİYASET

Kırkpınar’dan Kızılay tepkisi: Bağış kutusuna atılan para da torbaya dolan kan da milletin emaneti 

İYİ Parti İzmir Milletvekili Hüsmen Kırkpınar, Türk Kızılay Kanunu Teklifi’ne yönelik eleştirilerinde 6 Şubat depremlerinin ardından yaşanan çadır satışı ve yatırım fonu tartışmalarını hatırlattı
Yazı Boyutu

TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri devam eden Türk Kızılay Kanunu Teklifi, İYİ Parti İzmir Milletvekili Hüsmen Kırkpınar’ın eleştirileriyle gündeme geldi. Kızılay’ın yetki ve ayrıcalıklarını artıran düzenlemenin denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda yeterli güvence sunmadığını savunan Kırkpınar, 6 Şubat depremlerinin ardından yaşanan çadır satışı ve yatırım fonu tartışmalarını hatırlatarak, “Bağış kutusuna atılan para da kan torbasına dolan kan da bu milletin emanetidir” dedi. Teklifin geçmişte yaşanan sorunların tekrarlanmasını önleyecek hükümler içermediğini öne süren Kırkpınar, Kızılay’ın kamu yararına çalışan bir yardım kuruluşu kimliğinden uzaklaşarak ticari bir yapıya dönüştüğünü savundu. Kurumun itibarını yeniden kazanabilmesi için yalnızca yasal düzenlemelerin yeterli olmayacağını belirten Kırkpınar, liyakat, etkin denetim ve hesap verebilirliğin önemine dikkat çekti. Kırkpınar, “Biz Kızılay’a değil, Kızılay’ı denetimsizliğe mahkûm eden anlayışa itiraz ediyoruz” sözleriyle düzenlemeye yönelik eleştirilerini dile getirdi. 

“DENETİMSİZLİĞE MAHKÛM EDEN ANLAYIŞA İTİRAZ EDİYORUZ”

“Kızılay, bu milletin 158 yıllık vicdanıdır” diyen Kırkpınar, “Bu teklif Kızılay’a yetki, muafiyet ve imtiyaz veriyor. Peki ne vermiyor? Denetim, şeffaflık ve hesap verme yükümlülüğü. Depremin üçüncü günü çadırlar satıldı. Aynı günlerde fonun altına yatırım yapmasının önü açıldı. Teklifin hiçbir maddesi, bunların bir daha yaşanmayacağının teminatını vermiyor. Bağış kutusuna atılan para da kan torbasına dolan kan da bu milletin emanetidir. Emanet, hesap ister. İtibar Resmî Gazete’de yayımlanmaz, işi ehline teslim ederek kazanılır. Bugün burada bir derneğin mevzuatını değil, milletin emanetini konuşuyoruz. Başından söyleyeyim; biz Kızılay’a değil, Kızılay’ı denetimsizliğe mahkûm eden anlayışa itiraz ediyoruz. Çünkü afette, savaşta ilk aranan ve kamu adına iş gören bu kurumun en büyük sermayesi kasasındaki para değil, Türk milletinin ona duyduğu güvendir. Vatandaş kolunu sıvayıp kanını veriyorsa, cebindeki üç kuruşu bağışlıyorsa, yerine ulaşır diye inandığı için veriyor. Milletin emaneti, devletin kasasındaki para kadar hesap ister. Denetim olmayınca ne olduğunu uzaktan aramaya gerek yoktur; fon krizinde yaşananlar ortadadır. Kanun, görevdeki insanın niyetine göre yazılmaz; kişiler gelir geçer, kanun kalır” dedi. 

“KIZILAY MİLLETİN GÖZÜNDE 6 ŞUBAT’TAKİ KADAR KÜÇÜLMEDİ”

Kızılay’ın deprem zamanında çadır sattığını hatırlatan Kırkpınar, “Kızılay milletin gözünde hiçbir gün 6 Şubat 2023'teki kadar küçülmedi. 2 bin 50 çadır Ahbap Derneğine satıldı; bedeli 46 milyon TL. Bunu dönemin Kızılay Başkanı kendi ağzıyla ifade etmiştir. Sonra bu satışa gerekçe arandı; mevzuat gösterildi, usul gösterildi. Değerli arkadaşlar, bazı işler vardır ki kitabına uydurulsa da vicdana sığmaz. Sormamak elde değil: Önümüzdeki 9 maddenin hangisi yarın bir afette çadırın yine satılmayacağı teminatını veriyor? Hangi madde o gün yaşananı bir daha yaşatmayacak zihniyet değişikliğini gösteriyor? Biz aradık, bulamadık. Bir buçuk asırlık Kızılay elbette tek bir çadır satışına sığdırılamaz. O gün yeleğini giyip enkaz koşan gönüllünün, gece gündüz çalışan görevlinin alın teri bu tartışmaların dışındadır. Kusur zaten onların da değildir. Peki neden hatırlatıyorum? Çünkü asrın felaketinde Kızılay maalesef sınıfta kaldı. Gönüllülükle, dayanışmayla, açıklıkla ayakta kalması gereken bir yardım kurumu olmaktan çıkıp bir holdinge, bir ticari işletmeye dönüştü. Şirket gibi düşünmeye başladı; çadır satan da bu düşüncedeydi” ifadelerini kullandı. 

“DEPREM DOSYASI MI, FON DOSYASI MI?”

Sözlerinin devamında ise Kırkpınar şu ifadelere yer verdi: “Size bir tarih vereceğim: 9 Şubat 2023, depremden üç gün sonra. O gün Kızılay Portföy Şirketi, Kamuyu Aydınlatma Platformuna bir bildirim yapıyor. Şirketin girişim sermayesi yatırım fonunun ihraç belgesi değiştiriliyor. Belgede şöyle bir hüküm var: ‘Fon; altına, diğer kıymetli madenlere, diğer kıymetli emtialara yatırım yapamaz’ İşte o hüküm metinden çıkarılıyor. Bir hayır kurumunun girişim sermayesi fonuyla, gayrimenkul fonuyla ne işi olduğunu sormayacak mıyım? Ben başka bir şey daha soruyorum: O gün o binada masaya önce hangi dosya kondu? Deprem dosyası mı, fon dosyası mı? Millet çadır beklerken altın yatırımının önünü açmakla uğraşan bir yapıya dernek demek zordur. Buna şirket aklı denir. Aynı dönemde kurumda koltuklar yakınlara dağıtıldı; liyakat kapıdan çıktı, hısım akraba içeri girdi. Bu kadar rahat davranılmasının bir sebebi var: Yapanın yanına kâr kalacağı inancı. Yargı siyasetin gölgesinde kaldıkça bu inanç güçleniyor. Liyakati konuştuk, denetimi konuştuk. Peki önümüzdeki metin bu dertlerin hangisine çare oluyor? Bu metinde en çok tartıştığımız nokta şudur: Okuyan, Kızılay’ın ne olduğunu çıkaramıyor. Bir maddede dernek, bir başkasında kamu kurumu, bir yerde gönüllülerin kuruluşu, bir başka yerde şirketleriyle ticaret yapan bir yapı. Özel hukuka tabi kalacak ama kamu kurumlarına tanınan yetkiler ayrıcalıklar olarak kullanılacak. Yetkiyi kamu kurumu gibi alıp hesabı dernek gibi vermek olmaz.  Kızılay’ın bugün en çok muhtaç olduğu şey itibardır. İtibar da Resmî Gazete’de yayınlanmaz. İş, ehline teslim edilerek ve yanlış yapan korunmayarak kazanılır. Kızılay’ın ihtiyacı yeni bir mevzuat değil, yeni bir zihniyettir. Bu teklifte o zihniyeti göremedik. Bu haliyle samimi bulmuyoruz.”