İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM'de partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Konuşmasında Halk TV'ye kayyım atanmasını eleştiren Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Gerçeklerden korkmak bir iktidar için sonun başlangıcıdır. Yalanlarla, algı oyunlarıyla ayakta kalmaya çalışan bir iktidarın yapacağı en büyük hatalardan biri gerçeğin sesini kısmaya çalışmaktır. Geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu konuşulsun, araştırılsın istedik. İktidar ortakları ne yaptı? Meclisi kapatıp kaçtı. Gerçekleri kendileri de duymak istemiyor, milletimiz de öğrenmesin istiyorlar. Bu akılla ayakta kalabileceğini zanneden iktidar, bu sabaha karşı da gazeteciliğin kapısına polis gönderdi, kayyum atadı, Halk TV’nin yayınını durdurdu. Türkiye’de herkes, her kurum incelenebilir. Hukuki bir sorun varsa tespit edilir, gereği yapılır. Ancak bu iktidarın polis ve yargı aracılığıyla attığı adımlar artık hukuki olmaktan çıkmıştır. Şafak baskınları adaleti tesisten öte, bir iktidarın ömrünü uzatma çabasıdır. Kendi partisinden olmayan belediyeye kayyum. Sistemine dahil olmayan şirkete kayyum. Kendi gibi düşünmeyen demokratik kitle örgütlerine kayyum. Siyasi partiye kayyum. Medyaya kayyum. Türk demokrasisi darbeler gördü ama bu kadarına şahit olmadı. Yanlışlarının üzerini yeni ve başka yanlışlarla örtmeye çalışan bir iktidarın çırpınışlarını izliyoruz. Ama şunu biliyoruz; hakikatin önünde hiçbir engel duramaz. Raf ömrünü tamamlamış bir iktidarı da hiçbir baskı ayakta tutamaz." Dervişoğlu, fon soruşturması ile ilgili, "Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yönetimi acilen görevden el çektirilmelidir. Meclis’te bütün partilerin eşit biçimde temsil edildiği gerçek bir araştırma komisyonu kurulmalıdır” dedi.
“SİSTEMİN TEPEDEN TIRNAĞA ÇÜRÜK OLDUĞUNUN BİR KANITIDIR”
Fon soruşturmasına değinen İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Geçtiğimiz hafta bu kürsüden, Türkiye’nin göz göre göre gelmesine rağmen göz yumulan bir fon skandalına nasıl sürüklendiğini anlattık. Bunun sıradan bir piyasa kazası olmadığı gibi bir magazin hikayesi de olmadığını söyledik. Bugün bir kez daha uyarmak isterim. Bugün görüyoruz ki, kimi siyasetçiler, siyaset yapmaktan korktuğu için, siyaseti bazı gazeteciler yapmak zorunda kalıyor. O gazeteciler de tutuklandığı için, bazı siyasetçiler gazetecilik yapıyor. Kimse bu işi magazinleştirmemeli, aklınca ava giderken avlanma tuzağına düşmemelidir. Milletimizin, malı, mülkü, serveti söz konusudur. İktidarın mağduriyet masalını meşrulaştıracak tuzaklara düşmenin alemi yoktur. O bunu dedi, şu bunu dedi diye dedikodu çarkı kurulacağına, sistemin ve işin gerçek sorumlularının hesap vermesini sağlayacak bir yol çizilmelidir. Tüm bünyeyi sarmış bir hastalıkla karşı karşıyayız. Bugün, kamu otoritesinin gözü önünde büyüyen, denetimsizlikle beslenen ve ancak artık saklanamaz hale geldiğinde fark edilmiş gibi yapılan büyük bir vurgunla karşı karşıyayız. İş inceliklidir, çok boyutludur, organizedir. Sistemin tepeden tırnağa çürük olduğunun bir kanıtıdır."
“MESELE, BU SOYGUNUN NASIL MÜMKÜN OLDUĞUDUR”
Aradan 1 hafta geçtiğini ve iktidarın hala kaçak dövüştüğünü savunan Müsavat Dervişoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bir kanun teklifi getirmeye mecbur kaldılar. Demek ki söylediklerimizin bir kısmını duymuşlar. Bu işin faturası Hazine’ye, kamu bankalarına ve 86 milyonun sırtına yüklenemez. Kağıt üzerinde şişirilmiş hayali fon değerlerinin değil, vatandaşın cebinden çıkan anaparanın ve enflasyon farkının esas alınması gerekmektedir. Belli ki uyarılarımızı dinledikleri yerler var. Ama mesele yalnızca paranın nasıl geri ödeneceği değildir. Mesele, bu soygunun nasıl mümkün olduğudur. Kim göz yummuş, kim görevini yapmamıştır? Kim görevinin verdiği yetkiyi manipülasyonu önlemeye değil, kendisine haksız kazanç sağlamak veya hısım akrabasına tüyo vermek için kullanmıştır. Bir kanun çıkarılacaksa bu kanunun amacı, geçmişe sünger çekmek olamaz."
“MECLİS'TE EŞİT TEMSİLDE ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALI
Riski 7 üzerinden 1 olan para piyasası fonunda parasını tutan vatandaşla, riski 7 üzerinden 7 olan spekülatif fon yatırımcısının aynı tasfiye mantığının içine sokulduğunu belirten Dervişoğlu, SPK yönetimine yönelik şu sert çağrıda bulundu: "Tasfiye kararından önce yasal satış emrini vermiş, işlemi takasa girmiş vatandaşı bile tasfiye çuvalına atıyorsunuz. Sonra 'Yüzde 70’in parasını önce ödeyeceğiz' diyorsunuz. Mesele yüzde 70’e sus payı vermek midir? Yoksa yüzde 100 adalet midir? Bu yasayla neyi telafi ediyorsunuz? Vatandaşın kaybını mı yoksa iktidarın siyasi kaybını mı? En önce yapmanız gerekeni yapmak hala hiç aklınızdan geçmiyor. Ülkemizin sermaye piyasalarındaki hassas durumunu da gözeterek sözlerimi seçerek kullanıyorum. Ancak, lamı cimi yoktur. SPK yönetimi acilen görevden el çektirilmelidir. Gerçi görevden el çektirilmesi gereken kişi belli de neyse konuyu dağıtmayalım. Onun da gereğini zaten milletimiz yapacaktır. Meclis’te bütün partilerin eşit biçimde temsil edildiği gerçek bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. Kim kazandı, kim erken çıktı, kim bilgi aldı, kim göz yumdu, kim korudu; millet, bunların tamamını öğrenmelidir. Çalınan artık beytülmal da değil, milletin cebindeki paradır. Burada laf ebelikleriniz sökmez. Yaptıklarınız milletin boğazına dayandı. Yalana ayırdığınız vakti hakikatlere ayırsaydınız, bugün her şey bambaşka olurdu."
DIŞ POLİTİKA VE MEKKE ANLAŞMASI ELEŞTİRİSİ
Dış politikadaki gelişmelere de değinen İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Bundan yaklaşık 8 ay önce Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la imzalamayı düşündüğü ortak savunma anlaşmasını ve olası sakıncalarını belirtmiştim. Bu ülkelerle ilişkilerimizi geliştirelim. Ticaretimizi büyütelim. Diplomatik ilişkilerimizi kuvvetlendirelim. Buna itirazımız yok. Ama ekonomik ilişki başka şey, başka devletlerin güvenlik yükünü kendi sırtına almak başka şeydir. Bu iktidar, dış politikada yıllardır iki ayrı hikaye anlatıyor. İşine geldiğinde 'Devletlerin dostu düşmanı olmaz, çıkarları olur' diyor. İşine geldiğinde ahlak, kardeşlik ve kutsal değer nutukları atıyor. Mavi Marmara’da başka, Mısır’da başka, Kaşıkçı cinayetinde başka, bugün başka konuşuyor. Şimdi Mekke Anlaşması’nı önümüze koyuyorsunuz. Peki soruyorum; Türkiye kimin düşmanını kendi düşmanı ilan ediyor? Daha ortadan soruyorum; bu ittifak kime karşıdır? İsrail’e mi? İran’a mı? ABD’ye mi? Yoksa başka bir ülkeye mi? Ortak tehdit nedir ve kimdir? Bir savunma ittifakının en temel unsuru, ortak tehdittir. Halen üyesi olduğumuz NATO kurulduğunda tehdit belliydi. Mekke Anlaşması’nda ise Türkiye bir güvenlik garantisi veriyor fakat bu garantinin hangi somut tehdide karşı olduğu dahi belli değildir. Yarın Suudi Arabistan, İran’la çatışırsa ne olacaktır? Türkiye de o savaşın tarafı mı olacaktır? 1639’dan beri sınırlarımızın değişmediği bir komşuyla, başkasının hesabına savaşmayı mı konuşacağız? Mehmetçik başka devletlerin siyasi tercihlerinin bedelini mi ödeyecektir? Kabe’miz Mekke’dedir. Ona bir el uzanırsa dünya yerinden oynar. Ancak, Orta Doğu’ya çöken ABD-İsrail ittifakının tuzağına düşmemek de bize kutsallarımızın tembihidir" diyerek sözlerini sonlandırdı.