Yazar Savaş Dinçel’in kaleme aldığı ‘Uçurtmanın Kuyruğu’ adlı tiyatro oyunu, ekim ayında İzmir’de farklı tarihlerde sahnelenecek. Dram ve psikolojik türündeki oyun, yalnız bir yaşam süren Adam’ın kapısının hiç tanımadığı bir kişi tarafından çalınmasıyla başlayan olayları konu alıyor. Hayatını dış dünyadan uzak ve yalnız geçiren Adam’ın yaşamı, beklenmedik bir ziyaretle farklı bir boyut kazanıyor. İki karakter arasındaki karşılaşmayı merkezine alan eser, insan ilişkilerini ve psikolojik çatışmaları sahneye taşıyor.
İZMİR’DE 4 FARKLI TARİHTE SAHNELENECEK
Uçurtmanın Kuyruğu, 15 Ekim Perşembe günü saat 20.30’da Nazım Hikmet Kültür Merkezi Konak Sahnesi’nde izleyici karşısına çıkacak. Oyun, 20 Ekim Salı günü saat 20.30’da yine aynı sahnede tiyatroseverlerle buluşacak. Eser, 21 Ekim Çarşamba günü saat 20.30’da Boyoz Akademi Sanat Merkezi’nde sahnelenecek. Oyunun bir diğer gösterimi ise 24 Ekim Cumartesi günü saat 20.30’da aynı sanat merkezinde gerçekleştirilecek. Dram ve psikolojik türündeki oyun, 90 dakika sürecek. 15 yaş ve üzeri izleyicilere yönelik hazırlanan eserde Çağrı Turnalı ve Efe Çetinel rol alacak.
OYUNUN KONUSU NASIL OLACAK?
Hayatını yalnız ve dış dünyadan uzak sürdüren Adam’ın kapısı bir gün hiç tanımadığı bir adam tarafından çalınır. Gelen Adam’ın gelişiyle birlikte yıllardır üzeri örtülen anılar, çocukluğuna ve özellikle babasına dair hesaplaşmalar birer birer gün yüzüne çıkmaya başlar. Babasının otoritesi altında büyüyen Adam; güçlü olmak, korkmamak, ağlamamak ve ‘erkek gibi’ davranmak zorunda bırakılmış, sevgiden çok baskıyla biçimlenmiştir. Ancak babasından miras kalan yalnızca hatıralar değildir. Erkek egemen dünyanın kuşaktan kuşağa aktardığı güç, korku, şiddet ve erkeklik anlayışı da onun hayatına sinmiştir. Gelen Adam’ın sorduğu sorular derinleştikçe geçmiş ile bugün arasındaki sınırlar bulanıklaşır. Adam, yıllardır kaçtığı babasıyla, çocukluğuyla ve belki de en çok kendisiyle yüzleşmek zorunda kalır. Savaş Dinçel’in yazdığı ‘Uçurtmanın Kuyruğu’ oyunu, bir adamın geçmişiyle hesaplaşması üzerinden babadan oğula aktarılan erkeklik mirasını ve erkek egemen düzenin, erkeği de kendi kurduğu kalıpların içine nasıl hapsettiğini anlatıyor.