İzmir’de yaşlıların barınma ve bakım sorunu hastane koridorlarına taştı! Tıbbi tedavisi tamamlandığı halde gidecek yeri, bakımını üstlenecek kimsesi veya huzurevinde boş yer bulunmadığı için taburcu edilemeyen yaşlılar, sağlık sisteminde kronik bir soruna dönüşen ‘sosyal yatış’ tablosunu gözler önüne seriyor!
Durumu bildiren bir sağlık emekçisi, sosyal nedenlerle hastanede kalmaya devam eden yaşlıların hem enfeksiyon ve kas kaybı gibi risklerle karşı karşıya kaldığını hem de acil tedaviye ihtiyaç duyan hastaların yatak bulmasını güçleştirdiğini anlattı. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel ise sağlık hizmetleriyle sosyal hizmetlerin bütünlüklü bir sistem içinde ele alınması gerektiğine dikkat çekti.
ÇÖZÜLMESİ GEREKEN KRONİK SORUNLAR
Yeşilyurt yerleşkesinde bulunan İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev alan bir sağlık emekçisi, yaşanan süreci şöyle anlattı: “Hastanelerde aktif tedaviye ihtiyaç duymadığı halde kalacak yeri, bakımını üstlenecek kimsesi veya huzurevlerinde boş yer bulunmadığı için sosyal nedenlerle yatışına devam edilen yaşlıların sayısının fazla olması, sağlık sisteminin çözülmesi gereken kronik sorunlarından biri haline gelmiş durumda. Aileleri tarafından kabul edilmeyen ya da gidecek başka bir yeri olmayan yaşlılar, özellikle palyatif bakım, göğüs hastalıkları, geriatri ve dahiliye servislerinde ‘sosyal endikasyon’ veya ‘sosyal yatış’ kapsamında misafir ediliyor. Bu durumda, akut tedavisi tamamlanan yaşlı hastalar taburcu edilemiyor. Hastanelerin sosyal hizmet birimleri, yaşlıların sağlık ve maddi durumlarını değerlendirerek Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile iletişime geçiyor ve onlar için güvenli, uygun huzurevleri bulmaya çalışıyor. Ancak bu durum, özellikle Batı illerinde daha yoğun görülürken Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde aynı ölçüde yaygın değil. Öte yandan, tedavisi tamamlandığı hâlde hastanede kalmaya devam eden yaşlılar enfeksiyon kapma, kas kaybı yaşama ve deliryum gibi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabiliyor. Hastane yataklarının bu şekilde kullanılması, gerçekten akut tedaviye ihtiyaç duyan hastaların yatak bulmasını da zorlaştırıyor. Örneğin, pazartesi günü göğüs hastalıkları servisinde yer olmadığı için acilin sarı alanına başvuran yaşlı bir hastanın, doktor muayenesi ve tedavisinin ardından yatışı yapıldı. Ancak serviste boş yatak bulunmadığından hasta, yaklaşık bir buçuk gün boyunca acilin sarı alanında beklemek zorunda kaldı. Mevsim geçişinin yaşandığı ve acil servislerin yoğunlaştığı bu dönemde, hastanelerdeki kalabalık, hastaların çok sayıda enfeksiyon etkeniyle karşı karşıya kalma riskini de artırıyor.”
TABURCULUK CİDDİ BİR SORUNA DÖNÜŞÜYOR
Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel ise konuya ilişkin şöyle bir değerlendirmede bulundu: “Hastanelerde tıbbi tedavisi tamamlandığı halde kalacak yeri veya bakımını üstlenecek kimsesi olmadığı için yatışı devam eden yaşlılardan söz ediyoruz. Bu tablo bize ne anlatıyor? Bize sağlık hizmetiyle sosyal hizmetin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini anlatıyor. Bir yaşlının hastaneden taburcu edilebilmesi, yaşamını güvenli biçimde sürdürebileceği anlamına gelmiyor. Tıbbi tedavisi tamamlanmış olabilir; ancak evsizse, yalnız yaşıyorsa, temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa veya bakımını üstlenecek kimsesi yoksa taburculuk ciddi bir soruna dönüşüyor. Burada yaşlıyı yalnızca bir hasta olarak değerlendiremeyiz. Onun bir evi, geliri, sosyal çevresi ve bakım desteği olup olmadığını da düşünmek zorundayız. Tıbben taburcu edilebilir olmakla sosyal açıdan taburcu edilebilir olmak aynı şey değil… Hastane, tedavi ve sağlık izlemi için gerekli bir kurum; fakat ev ortamının ve sosyal yaşamın yerini tutamaz. Gereksiz yere uzayan yatışlar yaşlının hareketliliğini ve bağımsızlığını kaybetmesine, hastane enfeksiyonları gibi risklere maruz kalmasına ve psikolojik olarak yıpranmasına neden olabilir. Aynı zamanda yatakların yeni hastalar için kullanımını da etkiler. Asıl mesele, yaşlıyı hastaneden bir an önce çıkarmak değil; hastaneden çıktıktan sonra nereye gideceğini ve bakımının nasıl sürdürüleceğini önceden planlamak. Güvenli bir alternatif oluşturmadan yapılan taburculuk, sorunu çözmez; yalnızca başka bir kuruma veya sokağa taşır.”
HERKESİN BEKLEMEYE DAYANMA GÜCÜ AYNI DEĞİL
İzmir’de bu sorunun büyümesinde hangi etkenlerin öne çıktığını anlatan Göksel, “İzmir’de yaşlı nüfusun artışını konut maliyetlerinden, düşük emekli gelirlerinden, yalnız yaşamaktan ve aile içi bakım kapasitesinin zayıflamasından ayrı düşünemeyiz. Bir yaşlı yıllarca kendi evinde yaşamını sürdürebilir. Ancak kira artışı, eş kaybı, düşme veya kronik bir hastalıkla birlikte bütün dengeler değişebilir. Üstelik yaşlıların bir kısmı yalnızca bakım ihtiyacı nedeniyle değil, ekonomik nedenlerle de kurum bakımına başvuruyor. Geliri temel yaşam giderlerini karşılamaya yetmeyen bir kişi için evde kalmak da giderek zorlaşıyor. Bu nedenle karşımızdaki sorun sadece yaşlı nüfusun artması değil; yoksullaşarak yaşlanmak ve ihtiyaç duyulan desteğe zamanında ulaşamamak… İzmir’de kamu huzurevleri için uzun bekleme süreleri olduğu sahada sıkça dile getiriliyor. Aile ve Sosyal Hizmetler ile belediyenin kurumları farklı kabul koşullarıyla çalıştığından, bekleme listelerini birlikte değerlendirirken aynı kişinin birden fazla başvurusu olup olmadığına ve hangi hizmeti beklediğine de bakmak gerekiyor. Fakat bekleme listelerinin arkasında önemli bir gerçek var: Yaşlıların tamamının ihtiyacı aynı değil. Bir kişi tek kişilik odada kalmak istediği için bekliyor olabilir; başka bir kişi ise evsiz, bakıma muhtaç ve bugün güvenli bir yerde kalmaya ihtiyaç duyuyor olabilir. Bu iki başvuruyu yalnızca tarih sırasına göre değerlendirmek yeterli değil. Riskin, bakım ihtiyacının ve sosyal koşulların da dikkate alınması gerekiyor. Bekleyen herkesin ihtiyacı aynı olmadığı gibi, herkesin beklemeye dayanma gücü de aynı değil” cümlelerine dikkat çekti.
BÜTÜNLÜKLÜ BİR BAKIM SİSTEMİ TALEBİ
İzmir için öncelikli adımın ne olduğunu anlatan Göksel, son olarak “Öncelikle hastanelerde sosyal nedenlerle yatışı uzayan yaşlıların sayısı, yatış süreleri ve taburculuğu geciktiren nedenler düzenli biçimde kayıt altına alınmalı. Ardından bu kişilerin ne kadarının huzurevi ne kadarının geçici bakım, evde destek, rehabilitasyon veya ihtisas barınma hizmetine ihtiyaç duyduğu belirlenmeli. İkinci adım, sağlık kuruluşları ile sosyal hizmet birimleri arasında taburculuk öncesi ortak değerlendirme sistemi kurmak. Üçüncü adım ise yaşlıların evsiz kalmasını önleyecek evde bakım, gündüzlü bakım ve geçici konaklama hizmetlerini artırmak. Elbette yeni huzurevlerine ve ileri bakım kapasitesine de ihtiyaç var. Ancak her sosyal sorunu yeni bir yatılı kuruma yönlendirerek çözmeye çalışmak sürdürülebilir değil. Bazı yaşlıların ihtiyacı sürekli kurum bakımıyken, bazıları için evde birkaç saatlik profesyonel destek bile yaşamını sürdürmesini sağlayabilir… Yaşlılıkta bakım ihtiyacı ortaya çıktığında, kişinin hayatını sürdürebilmesi gelirine, ailesinin varlığına veya bir kurumda boş yatak bulunmasına bağlı kalmamalı. Bunların her biri gerçek birer kaynak olabilir; ancak hiçbiri yoksa kişinin yaşam hakkı ve insan onuru ortadan kalkmıyor. Hastanelerde sosyal nedenlerle uzayan yatışları yalnızca sağlık sisteminin sorunu olarak görmemeliyiz. Bu durum aynı zamanda konut, yoksulluk, bakım ve sosyal koruma politikalarının ortak meselesi. Bir yaşlıyı hastaneden taburcu etmek bir işlemdir; onu güvenli bir yaşama kavuşturmak ise bir sosyal politika sorumluluğudur. İzmir’in ihtiyacı, hastane ile huzurevi arasındaki boşluğu görünür kılan ve o boşlukta kalan insanlara gerçek bir seçenek sunan bütünlüklü bir bakım sistemidir” mesajını verdi.