KEMAL ÖZKURT Türkiye’de çiğ süt tavsiye fiyatı ile üretim maliyetleri arasındaki fark büyürken, süt üreticisinin artan yem, mazot, elektrik ve sağlık giderleri karşısında eziliyor. Ulusal Süt Konseyi’nin 1 Mayıs’tan bu yana litre başına 24,30 TL olarak uyguladığı çiğ süt tavsiye fiyatı sabit kalırken, TÜSEDAD’ın hesaplamasına göre bir litre sıcak çiğ sütün üretim maliyeti Temmuz ayında 26,87 TL, ağustosta 28,50 TL, eylülde ise 29,34 TL’ye yükseldi. Böylece tavsiye fiyatla maliyet arasındaki fark eylül itibarıyla 5,04 TL’ye çıkarken, maliyet tavsiye fiyatının yaklaşık yüzde 20,7 üzerine çıktı. Maliyet ile tavsiye fiyatı arasındaki makasın açılmasının üreticiyi zorladığını belirten Tire Süt Kooperatifi Başkanı Osman Öztürk, “Çiğ süt alım fiyatları, artan yem ve akaryakıt fiyatlarının çok altında kaldı. Bir ayda maliyetler yüzde 11 artabiliyorsa, süt fiyatı da buna göre güncellenmeli. Girdiler yükselirken sütün yerinde kalmasıyla üretimin devam etmesi çok zor” dedi. Artan maliyetler nedeniyle işletmelerin hayvan sayısını azalttığını ifade eden Öztürk, “Üretici para kazanamadığında hayvanını kesime gönderiyor ya da işletmesini küçültüyor. Sonra süt azalıyor, et azalıyor ve ülkede süt ile et aramaya başlıyoruz. Konseyin belirleyeceği fiyat, yem, akaryakıt, elektrik ve diğer maliyetlerle orantılı olmalı. Üretici büyük kazanç değil, zarar etmeden üretime devam edeceği bir düzen istiyor. Üreticiyi ön plana almaz, üreticinin sorunlarını çözmez ve onu üretimden memnun etmezsek bu sorunların altından kalkamayız” diye konuştu.

GİRDİ ARTIŞLARI SÜTE YANSIMIYOR
Süt üreticisinin en büyük sorununun artan yem, mazot, elektrik ve diğer girdi maliyetleri olduğunu belirten Öztürk, “Çiğ süt alım fiyatları, artan yem ve akaryakıt fiyatlarına göre çok aşağıda kaldı. Yem, mazot, elektrik, veterinerlik, sağlık, işçilik ve hizmet giderleri sürekli artıyor ancak süt fiyatı aynı hızla yükselmiyor. Geçen ay bazı yem firmaları iki, üç kez zam yaptı. Bir dönem silaj uygundu, saman uygundu, yem fiyatları dengelendi ve hayvancı az da olsa para kazanmaya başladı. Ancak üretici biraz nefes aldığında maliyet baskısı yeniden başlıyor. Üretici çok büyük kazançlar istemiyor; yaşamını sürdüreceği, çoluğunun çocuğunun geleceğini sağlayacağı, zarar etmeden üretime devam edeceği bir düzen istiyor. Girdiler yükselirken sütün yerinde kalmasıyla üretimin devam etmesi çok zor” dedi. Yem maliyetinin üreticinin hesabındaki belirleyici kalemlerden biri olduğunu ifade eden Öztürk, “Konseyin hesabı ile sahadaki gerçek maliyetler aynı değil. Üreticinin hayvanı için aldığı yem, kullandığı mazot, elektrik, soğutma, ilaç, sağlık hizmeti ve diğer giderler birbiriyle bağlantılı. Yem artarken süt artmadığı sürece üreticinin bunu taşıması mümkün değil. Süt fiyatı yılda bir kez belirlenecekse yem, akaryakıt ve diğer maliyetler de yılda bir kez değişsin. Ancak bugün böyle bir tablo yok” diye konuştu.

BEŞ AYDIR FİYAT DEĞİŞMEDİ
Ulusal Süt Konseyi’nin açıkladığı tavsiye fiyatın beş aydır değişmemesinin hatırlatarak aradaki makasın açılmasının üreticiyi çok zorladığını belirten Öztürk, “24,30 TL’lik fiyat belirlenirken kullanılan yem, mazot ve diğer girdi maliyetleriyle bugünkü rakamlar aynı değil. Beş ay önceki mazot fiyatı, yem fiyatı, elektrik gideri ve Konseyin hesabına dahil ettiği kalemlerin hiçbiri bugün aynı seviyede değil. Bir ayda maliyetler yüzde 11 artabiliyorsa, süt fiyatının da buna göre güncellenmesi gerekir. Biz süt fiyatı günlük değişsin demiyoruz. Mazot gibi bir gün 7-8 lira artıp ertesi gün 2,5 lira düşen bir fiyat da istemiyoruz. Ancak maliyetler arttığında süt fiyatı da belirli ve düzenli dönemlerde güncellenmeli. Bir kooperatif olarak bugün bir kamyon mazot aldığımızda, ertesi gün yaşanacak fiyat değişimi nedeniyle 100-150 bin lira arasında farkla karşılaşabiliyoruz. Ne kooperatif ne üretici bu şartlarda önünü görebilir. Üreticinin, aldığı ürünle ürettiği ürünün karşılığında para kazanması gerekiyor” dedi.

SÜT VE ET ARZI DARALIR
Artan maliyetler nedeniyle son üç-dört yılda birçok işletmenin hayvan sayısını azaltmaya başladığını belirten Öztürk, “Bunun sonucunda hem süt miktarı düşüyor hem de kesime gidecek hayvan sayısı artıyor. Üretici para kazanamadığında hayvanını kesime gönderiyor ya da işletmesini küçültüyor. Sonra süt azalıyor, et azalıyor ve bu kez ülkede süt aramaya, et aramaya başlıyoruz. Ardından çözümü hayvan ve et ithalatında görüyoruz. Günü kurtarmak adına ithalatla bu sorunun çözülemeyeceğini yıllardır gördük. Üretici üretmekten vazgeçtiğinde, sonrasında ortaya çıkan açığı kapatmak daha maliyetli hale geliyor. Üreticiyi ön plana almaz, üreticinin sorunlarını çözmez ve onu üretimden memnun etmezsek bu sorunların altından kalkamayız. Biz yalnızca üreticiyi düşünmüyoruz; aynı zamanda tüketiciyiz. Sütün, peynirin ve yoğurdun pahalı olmasını biz de istemiyoruz. Süt 50 lira olsun demiyoruz çünkü süt 50 lira olduğunda yoğurdu, peyniri biz de alamayız. Ancak üretici üretemezse tüketici o ürünü zaten daha yüksek fiyattan almak zorunda kalacak. Ürün azalırsa fiyat yükselir. Üretenin üretmesi, üretmesi için de kazanması gerekir” dedi.




0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın