30 Ekim 2020 İzmir Depremi’nin ardından geçen altı yılda kentte afet bilincini artırmaya yönelik çalışmalar yürütülürken, yapı stokunun depreme dayanıklılığı ve risk azaltma adımları tartışılmaya devam ediyor. İZ-AFED Yönetim Kurulu Başkanı Servet Ertaş, İzmir’in deprem gerçeği, mevcut yapıların durumu, vatandaşların hazırlık sürecinde yaptığı hatalar ve afetlere dirençli bir kent oluşturmak için atılması gereken adımlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ertaş, İzmir’de yapı stokunun yüzde 60-70 oranında eski, kaçak, mimarlık-mühendislik hizmeti almamış ve ruhsatsız olduğunu belirterek, deprem riskinin azaltılması için kentsel dönüşüm, yapıların güçlendirilmesi ve toplumun afet bilincinin artırılması gerektiğini vurguladı.

“YAPI STOKUNU YENİLEMEK VE İYİLEŞTİRMEK EN ÖNEMLİ ÇÖZÜM”
İzmir Depremi’nin üzerinden geçen 6 yılı değerlendiren Ertaş, “30 Ekim 2020 İzmir Depremi’nin üzerinden geçen 6 yılda, kentimizde deprem farkındalığı anlamında önemli çalışmalar yapılmıştır. Ancak “bütünleşik afet yönetimi” ilkeleri açısından baktığımızda, atılan adımların henüz kentin genel risk potansiyelini tamamen ortadan kaldırmaya yetmediğini görüyoruz. Bu 6 yıllık süreçte yapı stoku envanter çalışmaları başlatılmış, mikro-bölgeleme ve fay hattı araştırmalarına hız verilmiş; İRAP (İl Risk Azaltma Planı) planları güncellenmiş, TAMP (Türkiye Afet Müdahale Planı) planları ilçe ölçeğine kadar genişlemiştir. Bunlar elbette olumlu gelişmelerdir. Afetlere müdahale anlamında zaten iyi bir potansiyelimiz var; İzmir’de 30 civarında sivil toplum veya kamu arama kurtarma ekibi mevcut ve bu ekipler eğitimlerini güncelliyorlar. Ancak afet risk yönetimi ve depreme karşı risk azaltma çalışmaları açısından bakıldığında, arzu edilen düzeyde olunmadığını TMMOB’a bağlı İnşaat Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası gibi meslek kuruluşlarının ve akademisyenlerin demeç ve beyanlarından da anlıyoruz. Özellikle vurguladıkları husus şudur: Kentimizin yapı stoku %60-70 oranında eski, kaçak, mimarlık-mühendislik hizmeti almamış ve ruhsatsızdır. Bu noktada en büyük sorun, bu binaların depreme karşı mukavemet kabiliyetlerinin zayıf olmasıdır” dedi.
Ertaş, kentteki binalara ilişkin alınabilecek önlemler açısından şu ifadelere yer verdi: “Bu noktadaki en önemli çözüm; yapı stokumuzu yenilemek ve iyileştirmektir. Yani mevcut binalarımızı doğru projelendirmeyle ve inşaat mühendislerinin tavsiyeleri doğrultusunda ya güçlendirmek ya da yeniden yapmak gerekir.”

“DEPREMİ YOK SAYMA LÜKSÜMÜZ YOK”
“Deprem, bir doğa olayı olarak içinde yaşadığımız dünyanın değişmez bir gerçeğidir. Bu gerçeği inkâr etme, yok sayma veya görmezden gelme lüksümüz yoktur” diyerek sözlerine devam eden Ertaş, “Ülkemizin de dünyanın en aktif ikinci deprem kuşağı olan Alp-Himalaya kuşağı üzerinde bulunduğunu unutmayalım. Kentimiz İzmir, aktif ve diri fayları hayli fazla olan bir yerdir. Böyle bir gerçeklik karşısında binalarımızı depreme karşı zayıf bırakma lüksümüz olamaz, olmamalıdır. Bizler de İZ-AFED (İzmir Afet Bilinci, Çevre ve İklim Farkındalığı Derneği) olarak 30 Ekim 2020 depreminden sonra İzmir AFAD çalışanlarının öncülüğünde kurulduk. Ancak zamanla farklı meslek, uzmanlık ve mühendislik dallarından üyelerimizle çok disiplinli bir yapıya kavuştuk. Kurulduğumuz günden beri toplumu afetlere karşı bilinçlendirmek, farkındalık yaratmak ve afetlere karşı önlem alma alışkanlığını geliştirmek için çeşitli etkinlikler düzenliyoruz. Kurumsal üyesi olduğumuz İzmir Kent Konseyi Afetler Çalışma Grubu ve Kentsel Dönüşüm Çalışma Grubu ortaklığında 30 Ekim 2026 Cuma (18.00-20.00): Çiğli Belediyesi Fakir Baykurt Meclis Salonu’nda “İzmir’in Deprem Gerçeği ve Kentsel Dönüşüm Paneli” ile Çiğli ve çevresindeki yapı stokunu, zemin özelliklerini ve kentsel dönüşümdeki mülkiyet haklarını uzmanlarıyla vatandaşlarımıza aktarıyoruz. Alınan önlemler kıymetlidir ancak yalnızca idari mevzuatla değil; halkın, STK’ların ve yerel yönetimlerin ortak iradesiyle sürdürülebilir hale gelebilir” ifadelerine yer verdi.

“BİNALARIN ÖNEMLİ BİR KISMI DEPREM GÜVENLİĞİ KRİTERLERİNİ KARŞILAMIYOR”
İzmir’deki binaların depreme dayanıklı olup olmadığına ilişkin açıklamalarda bulunan Başkan Ertaş, “İzmir’in mevcut yapı stoku heterojendir. Özellikle 1999 öncesi inşa edilmiş, mühendislik hizmeti almamış veya zemin-yapı etkileşimi dikkate alınmadan yapılmış çok sayıda bina bulunmaktadır. 30 Ekim depreminde yıkımın merkez üssünden kilometrelerce uzakta, Bayraklı ve etrafında gerçekleşmesi bize zeminin ve doğru mühendislik uygulamalarının önemini acı bir şekilde gösterdi. Panel programlarımızda da vurguladığımız üzere:
* Fay hatları ve zemin: Jeoloji mühendislerimiz (Bora Sonuvar, Çağrı Aydınel) ve uzmanların altını çizdiği gibi İzmir aktif fay hatları üzerinde yer alıyor ve zemin analizleri hayati önem taşıyor.
* Yapısal ve yapısal olmayan riskler: İnşaat mühendislerimiz ve uzmanlarımız (Mutlu Burak Paksoy, Cem Şeker) binaların sadece kaba inşaatının değil, içindeki eşyaların sabitlenmesinden kentsel dönüşüm süreçlerindeki yapım kalitesine kadar her halkanın dirençli olması gerektiğini gösteriyor. Özetle, İzmir’deki binaların önemli bir kısmı henüz deprem güvenliği kriterlerini tam olarak karşılamamaktadır ve hızlı, adil, bilimsel bir kentsel dönüşüm sürecine ihtiyaç duymaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
“DEPREM HAZIRLIĞI YALNIZCA DEPREM ANI VE SONRASIYLA SINIRLI GÖRÜLMEMELİ”
Vatandaşların deprem hazırlığında en sık yaptığı hatalardan bahseden Başkan Ertaş, “Vatandaşlarımızın deprem hazırlığında yaptığı en kritik hata, deprem yönetimini sadece “deprem anı” ve “deprem sonrası” ile sınırlı görmektir. Deprem riski, sadece “olduktan sonra müdahale edilecek” bir kriz değil; “olmadan önce önlem alınacak” proaktif bir süreçtir. En sık karşılaşılan hatalar:
1. Güvensiz binada oturduğunu bilerek yalnızca dekorasyon ve aksesuarları önemsemek: Dekorasyon ve aksesuarlar evinizi güzel gösterebilir ama binanız güvenli değilse o aksesuarlar sizi hayatta tutmaz. Asıl öncelik, binanın durumunu tespit ettirmek ve kentsel dönüşüm/güçlendirme adımlarını atmaktır.
2. Yapısal olmayan riskleri ihmal etmek: Depremlerdeki yaralanmaların ve can kayıplarının önemli bir kısmı devrilen mobilyalar, ağır eşyalar ve tesisat kaynaklı kaza risklerinden oluşmaktadır. Eşyaları sabitlemek en ucuz ve en etkili hayat kurtarma yöntemidir.
3. Mevzuat ve haklar konusunda bilgisiz kalmak: Kentsel dönüşüm süreçlerinde hak sahiplerinin hukuki haklarını bilmemesi süreçlerin kilitlenmesine sebep olmaktadır. Bu yüzden panellerimizde Av. Denizhan Altıntepe gibi uzmanlarımızla hukuki ve mevzuat boyutunu özellikle işliyoruz” diye konuştu.
“AFETLERE DİRENÇLİ KENTLER İNŞA ETMEK ZORUNLULUKTUR”
İzmir’de afetlere karşı daha hazırlıklı bir toplum oluşturmak için yapılabilecekleri sıralayan Başkan Servet Ertaş, “Afetlere dirençli kentler inşa etmek bir lüks değil, zorunluluktur. Önümüzdeki dönemde şu 4 temel sütuna odaklanmalıyız:
* Mahalle düzeyinde örgütlenme ve gönüllülük (MİAG / MİAD): Afet anında profesyonel ekipler ulaşana kadar ilk müdahale mahalle ölçeğinde başlar. Mahalle düzeyinde iklim ve afet gönüllülük ağlarının kurulması, mahalle afet konteynerlerinin ve eğitimli yerel ekiplerin hazır edilmesi şarttır.
* Bilimsel ve şeffaf kentsel dönüşüm: Ranta dayalı değil, can güvenliğini ve dirençliliği esas alan bir kentsel dönüşüm modeli uygulanmalıdır.
* Bütünleşik risk azaltma eğitimi: Eğitimler tek seferlik seminerler olmaktan çıkıp okullarda, belediyelerin konferans salonlarında, kültür merkezlerinde, semt merkezlerinde ve mahalle muhtarlıklarında sürekli ve uygulamalı hale getirilmelidir.
* Kamu-STK ve üniversite iş birliği: Yerel yönetimler, akademisyenler, meslek odaları (JMO vb.) ve sivil toplum kuruluşları aynı masa etrafında güç birliği yapmalıdır” açıklamalarına yer verdi. Son olarak vatandaşlara çağrıda bulunan Başkan Ertaş, Afetlere karşı mücadeleye, çevreyi ve kentimizi dirençli hale getirerek başlayalım. Tüm halkımızı 30 Ekim Cuma günü Çiğli Belediyesi Fakir Baykurt Meclis Salonu’na davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.



0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın